Ailesi       
Yaşamı       
İşi          
Eserleri          
İletişim          


Languages Biz Kimiz Telif Bilgileri E-mail Gönder Ana Sayfa

 

 

 

 

Eserleri / Kitapları
Kanun Himayesinde Medya terörü



Devlet ve Kanunsuzluk Himayesinde Medya Terörü Yazarın On sene önce kaleme aldığı bir eser. O zamandan bu zamanı gördüğü kesin.Ancak kendisi ile yaptığımız son görüşmede: "- Bu günleri de yazmamız lâzım. Bu kitabın ikincisini de kaleme almalıyım." dedi Ümidimiz bu günler için görüşlerini de okuyabilmektir tabii

Her ilaç onu tavsiye etmesini bilmeyen doktorun reçetesinde her silah onu kullanmasını bilmeyen askerin elinde, şifa veya zafer yerine felaketler yaratır.

Pek manasını bilmedikleri halde; Bugünlerde bir çok kişinin ağzında ağızlarına dolanarak dolaşan bir kelime var. " Medya " Ben ve içinde bulunduğum sektör yıllar boyudur, bu kelimeyi bilir ve kullanırız. Ancak bu küçük kelimeciğin büyük gücünü ise; yine yıllardır bu kelimeyi, bağıra çağıra kullanan ve yine bu sektörde bulunan, çalışan, medyadan ekmek parası kazanan, acaba kaç kişi? fark edebilmiştir. Basının yayının reklâmın hatta sanat kapsamının nice tarafına " Medya " denildiğini düşünecek olursak; " Medya " adına, çok fazla muhatabımız olduğunu görmekte gecikmeyiz.

" Medya " duran ve durağan olmayan tam aksine her yer ve fırsatta bize ulaşmaya çalışan ve çoğu zaman da ulaşan, en güçlü iletişim dalları kapsamı ve onun inkar edilmez yapıcı veya yıkıcı gücüdür. Asrımız bir " Medyalar " Asrıdır. İster bilerek ister fark etmeden Günlük gazeteden radyo televizyona sokaktaki afiş, damdaki reklam ya da bir şişedeki etikete kadar, gördüğümüz, duyduğumuz, fark ederek veya fark etmeden, algıladığımız nice ses görüntü, haber, yazı, marka, hatta filmler ile bazıları müstesna olmak üzere, birçok müzik, resim, heykel, gibi eserler hep bu " Medya " denen gücün, doğrudan veya iriden eserleridir.

" Medya " Bugünün bir îcadı da değildir. Efes şehri kalıntılarında rastlanan bir yazı Efes'te bulunan umumhanenin reklamını yapmaktadır. Keza, Fatih Sultan Mehmet, DoksanDokuz kat mehteri ki; bu yaklaşık, BeşYüz kisi demektir. Zevk ve sefa için beslememiş; tam aksine,gücünün ve moralinin ne mertebe ve şahane olduğunu göstermek için, şehir be şehir sur önlerine kadar mehteri taşımış ve kılıçtan önce, düşmana ilk darbeyi bu ihtişamlı müzik ile ve onun ritim sazı kös ile vurmuş; Türk nice zaferden zafere Mehterle koşmuştur. Sonraki salak beyinler, acelenin yarar sağladığını zannederek Mehter yürüyüşünü, inceden alaya almışlardır. Onlara o yürüyüşü bir daha tetkik etmelerini tavsiye ederim O bile düşmanın moralini yok etmeye ve kendine güveni pazarlamaya matuf bir yürüyüştür.

Bu neviden birçok misal vermek elbet mümkündür. Ancak, malumu ilandan ziyade gayemiz: Sonu hem medyacılar hem de toplum için, pek fazla malum olmayanı, ilan ve durumu toplumumuza ikaz etmekten ibarettir.. Yukarıdaki iki misal o çapların ortamı için oldukça dikkat çeken misallerdir. Aşağıda da oldukça yakın senelere ait ibret verici bir misal daha vererek esas konuya geçmek isterim.

Ellili yılların sonunda yaşanılan, Cennet İstanbul ayrıca tiyatrolar konusunda da muhteşem bir manzara ve zenginlik sergilerdi. Sonra bir gün ve zaten köy ve köylüden başka, hiçbir rolde hala başarılı olamayan bir aktirist, hafif sol kokan bir oyunla, perde açtı. Ve full gişe oyun devam edince; herkes ve giderek, koyulaşan sol oyunlar sergilemeye başladı. Sonra birden, bu cazibe kayboldu. Belki bazı salaklar, sonradan yıllarca sürecek, komünist düşünceleri, oralarda elde ettiler ama, gerçek sanat severler ve sanattan anlayanlar, tiyatro adına keçi boynuzu kemiremeyecekleri için, tiyatrolara gitmez oldular. Hatta tiyatro kavramından soğudular. Ve bu şekilde, nice ışıklar söndü. Perdeler indi. Kapılar kitlendi. Gişeler çürüdü. Artistler süründü..

Binlerce yıldır cari ve geçerli olan " Medyalar " gerçek sahiplerinin elinde olmadıkları müddetçe bir toplumun sonuna mal olabilecek niteliktedir. Ya kendi başlarını çekenlerin, başlarını yer ve yollarına devam ederler. Ya da koca bir toplumu, her türlü değeri ile silip, süpürüp, bitirirler. Efes'te gemici yolu gözleyen kadınlar, ne kadar mutluydu ?! Bunu bilemiyorum. Ancak sadece Çağının değil; bu Çağın bile, nice önünde giden Fatih Sultan Mehmet Han'ın başarısı belli. Yetmişli yıl ve sonralarında yaşamış tiyatroculardan da, isteyen herkes, o günlerin acı ve buruk hikayelerini, uzun uzun dinleyebilirler.İşte"Medya" denilen güç budur !. önce toplum, tek tek medyalarını devreye sokar. Sonra medya toplum kumaşını dokumaya çalışır. Daha sonra da, medya dokuduğu bu kumaşı, yansıtmaya başlar. Bu noktadan sonra, artık topluma hükmeden medyadır. Topluma medya hükmetmeye basladığı andan sonra, ne hayrın, ne de şerrin önüne geçmek kabil olamaz.. Bu sebeple medya devreye bir araç ya da o araçla "infaza arz bir mesaj" sokacak ise; bunlardan çok daha önce devlet devreye, milletini ve ülkesini koruyucu kanunları sokmakla yükümlüdür. Aksi hali ise; bir toplumun felaketi olur.

Medyaya karsı, toplum menfaatlerinin korunmadığı ülkelerde Yarım asır geçmeden, hiçbir şey, korunamaz hale gelir